Hataları kabul etmemek sanırım insanın doğasında var, olası bir hatalar silsilesinin oluşturduğu kötü durumlardan kurtulup kurtulamamayı etkileyen bazı faktörler olduğu gibi. Bazı insanlar hatalarını da tek başına yapar, kurtulmaya karar verip vermemek de sadece onların insiyatifindedir, ve en sonunda ya kurtulurlar; ya da kurtulamazlar. Sonuçları tek başına ele aldığımız zaman çok basit görünmeleri, oraya kadar gelen süreci gerektiği gibi irdelememizi de zorlaştırır. Her kararı tek başına verip, hataları ve kurtuluşları da tek başına yaşayan insanları düşünün çevrenizdeki. Bunu gerçek anlamda yaptığınızda, gerçekten "'çevrenizdeki" insanları gerçek anlamda böyle düşünmenin samimi olmadığını anlayabilirsiniz. Çünkü bir insan çevrenizde ise, gerçek anlamda bu dediklerimi tek başına yapmamıştır. Burada şöyle bir yanlış anlaşılmaya düşmemek gerekiyor; en yakınındaki, hatta ailesindeki insanlarla bile fiziken yanyana olup hiç bir şey paylaşamayıp yardım almayan ya da alamayan insanların varlığı; çevrenizde gördüğünüz o insanın gerçek anlamda tek başına olduğunu kesin olarak bilmemiz için bir kanıt değil. Bahsettiğin kişiler tercihen kimseden yardım almayan, içine kapanan ve kendi dünyalarında kaybolan insanlar değil; böyle bir tercihe bile sahip olmayan insanlar. Yaradılışı gereği topluluk halinde yaşayan insan gerektiği zaman dışarıdan çeşitli yardımlar alan, bunu tümüyle reddeden için bile en azından böyle bir şansı olan, bir de asla buna sahip olamayıp ideal yalnızlığı yaşayanlar olarak ayrılıyor bir şekilde. Ve son bahsettiğim kişiler de çok büyük kısmımızın algıları dışında varlıklarını sürdürüyorlar bir yerlerde. Evinde öldükten ancak 3 yıl sonra cesedinin kokusu yüzünden fark edilen ve bu süre içinde kimsenin merak etmediği Joyce Vincent adlı kadın işte gerçek yalnız dediğim insanlardan mesela. Çevresinde insanlar olup da kendini türlü nedenlerden dolayı tamamen içine kapanan birini hayatına dair elle tutulur şeyler bilmeden suçlayıp yargılayamayacağımız, insanların yalnızlığını yarıştıramayacağımız bir gerçek olsa da belli bir noktadan sonra gerçek yalnızlığı da bir kaç temel üzerinden somutlaştırmakta bir yanlış görmüyorum. Burada da "çevreleyen yaşam teorisi" (the surrounding living) adını verdiğim teorime geliyoruz. Atalarımızın çok eskinden dediği "dost insanın aynasıdır" sözü; bu düşünceme nispeten yüzeysel ama ona başlangıç noktası olabilecek nitelikte o yüzden.
Gerçekten yalnız olan ya da olmayan insan ayrımından söz etmeye çalışmamın sebebi de teorimi bu ayrıma temellendirmem. Fiziken yalnız olmayan bir insan, seçiminden bağımsız olarak her türlü hastalık, travma gibi olaylardan dolayı bir şekilde yalnız olabilir. Örneğin yaşadığı bir olay yüzünden dış dünya ile iletişimini tamamen isteği ve seçimi dışında koparmış bir insanı ele alırsak; bu insanın ailesinin de yanında olup ona her türlü yardımı yapmaya çalıştığını düşünsek bile; bu o insanın gerçekliği için somut bir etki yapmayacak ve bu insan kendinden bağımsız olarak yaşadığı bir durumdan dolayı hayatını olması gerekenden çok farklı sürdürmek zorunda kalacak. Bu da hemen hemen her teoride olan istisnalar kısmını oluşturan bir durum benim teorim için.
İnsanın doğumundan beri önce ailesi sonra bulunduğu çeşitli çevreler ile bir şekle girdiğine herkes benim gibi hemfikir olabilir. Standart bir insanın yaşam süreci olan; doğum, büyüme, erginlik ve bu süreç içinde ailesinden tanıdığı her bir insana kadar her şeyin onu bir şekilde etkilemesi; kimsenin düşününce ilginç bulduğu şeyler değildir tabi ki; genel anlamda zaten bizi her yönden şekillendiren bu faktörlerdir. Yazıya, hataları kabul etmemenin insanın doğasında olduğunu söyleyerek başlamam ve sonrasında yalnızlık bahsine girmem de, insanın şu anki konumuna gelme yolculuğuna nasıl bakmaya çalıştığıma bir altyapı hazırlamaktı. İnsanın her türlü gerekliliği gibi, hata yapmanın da aynı şekilde kaçınılmaz bir gerçek olduğunu düşünürsek bu olguyu tüm insanlara rahatça mâl edebiliriz. Aynı şekilde hatayı fark etme ve düzeltme konusu da şekil olarak fark gösterse de öz olarak herkes için bahsedebileceğimiz bir durumdur. İlk adım olarak bunları kabul edersek, ikinci adım olarak da "gerçek anlamda yalnız olmayan insanlar"'ın; isteseler de istemeseler de onlara hataları konusunda yardım edecek birilerini bulmalarının kaçınılmaz olduğunu kabul etmektir diyebiliriz. Bu yardım samimi olmayarak söylenen bir tek söz de olabilir; derin, çok yönlü ve sürekli bir destek olma hali de olabilir. Hatalarında ona yardım edecek kişileri nitelikleriyle yanında bulmak ya da kazanmak ise; o insanın şansı ve çabasına bağlı bir olgu oluyor bu durumda. Her insanın da eşit şartlarda doğmadığını biliyoruz. Annesi doğumda ölen ve babasını asla tanımayıp sokaklara düşmüş bir çocuk ile, sevgi dolu zengin bir ailede doğan iki insanı ele alıp "çevrendekiler seni tanımlar" demek; üzerine düşünülmemiş alelade bir görüş olarak görülür, bu da aslında anormal değildir. Şimdi eğer "çevreleyen yaşam teorisi" dediğim teorime dönersek; şans faktörü ya da imkanlar ne olursa olsun, çevreleyen yaşam bunların üstünde bir gerçekliktir, çünkü adalet, şans, adil ya da zalim bir yaratıcı gibi olgulardan sıyrılmış; bir şeyin nasıl olması gerektiğini sorgulayan bir olgu değil; hali hazırda bir şekilde olmuş olanı irdeleyen bir kavramdır. Ek olarak bu düşünce, çevreleyen yaşamı insanın da belli oranda kontrol etmesine karşı değildir. Karşı olsa bile bu hiç bir gerçekliği etkileyemez, olacaklar olur; ama insanın doğası gereği yaptığı hataları şans ya da çaba ile yanında bulduğu insanların yardımıyla aşıp; kaçınılmaz olanı; kaçınılmaz olmayan ile etkilemesi, her halükarda insanı yansıtan şey olacaktır.
Soyut şekilde hatalardan konuşmak da bunun somut etkilerini düşünmemizi zorlaştırabilir. İnsan hata yapmaya mahkum bir varlıksa, iyi olması da çevresinden alacağı desteğe bağlıdır. Bu da iç doğaya karşı gelip hatayı kabul etmekle başlar. Tüm hata bende derken bile akla düşen en ufak karşı düşünce de; bize yardım edenin bize ulaşmasını zorlaştırır. Hatanızda size yardım eden iyi ise, önceki hatalarında iyi olan başkasının ona yardım etmesini kabul ettiğindendir. İnsandan insana geçmiş ve onları çevreleyen yaşamdan doğmuş bu yardımlar da en son size ulaşmış demektir. Hata olduğunu kabul ettikleriniz ve doğrultusunda çevrenizden size uzanan ellerin bir benzerini de siz başkası için uzatırsınız. Çünkü kimse kahraman olmak zorunda değildir, ama siz kabul etseniz de etmeseniz de; hatta farkında olsanız da olmasanız da, herkes gibi bir kurtarıcıya ihtiyaç duyarsınız. Kurtarıcı bu vasfının farkında olmak zorunda da değildir.
Sizi çevreleyen yaşam kaçınılmaz olarak sizi tanımlar, bunun da ana noktası en temel içgüdü kadar temel olan hata yapmak, ve ona dair yardımı alabilmektir. Sağlıklı, güzel bir sonuç için; bu böyle olmalıdır,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder