Her şeyi yok etmek nihilizmdir belki.
Ama var edebilmek için yok etmek zorunda olmak bambaşkadır.
Bir anka kuşudur o; daha güzeli değil de aynısını tekrar yaratmak için yok eder. Salt yok etmek ve inşa etme ihtyacının yokluğu nihilist ise; var etmenin ön şartı olarak yok etmek de bir o kadar karşıdır buna.
Bu yüzden yokluk ve devrim çok yakın şeylerdir bence. Birisi varlığı anlamdan soyutlamaya çalışır, diğeri ise var olanın yanlışlığından yakınır. İkisi de samimi değildir aslında, biri değiştirmek ister var olanı; diğeri reddetmekle yetinir. İkisi de samimi değildir aslında; kaçış yollarıdır bunlar. Ne devrim gerçektir, ne de yokluk gerçek olabilecek kadar “var”dır. Yanlış olan ve var olmadığı iddia edilen şeyler de yalnızca olgunlaşmamış fantezilerdir. Saçmadır her ikisi de. İğrenilmesi gereken şeylerdir bunlar hatta. Birisi doğanın gerçekliği, diğeri ise var oluş şekli ile dertlidir. En nihayetinde ikisi de şımarıktır; olmak istemeyeni oldurmak için acınası şekilde çabalarlar yalnızca.
Peki ne zaman bitecek bu var olmak ile var olma olgusunun ön kabul olarak boş bıraktığı uzayı dolduracak olanın savaşı? Ya da her hangi bir şey gelecek mi, bir kurban gibi sunulacak mı nihilist öğretilere değersiz gerçekler? Değersiz olanlar sıyrılacak mı yoksa samimiyetsiz yargılardan ve katılacaklar mı bize; kabul edecek miyiz onları, tezimize katkı sağlamasalar da?
Ben bilmiyorum ki, soruyorum o yüzden size; siz her kimseniz; musallat olmuşlar arasından benliğime!