Felsefe ile özel olarak hiç haşır neşir olmadım. Çok sayıda felsefe kitabı okuyup da kompleks karşılaştırmalar yapıp yeni çıkarımlar üreten, en azından bunu sistematik olarak yapmış bir insan da değilim. Gerçi lisede sınıf arkadaşlarım felsefe dersinde yaptığım yorumlara bayılırlardı. Felsefe alanında tek sözde başarım buydu sanırım. Ama felsefenin doğası gereği düşünmek var olmaktır, var olmak da felsefenin hem sebebi hem de sonucudur bana göre. O yüzden var olan her bilinç gibi benim de bazı çıkarımlar yapmaya ve paylaşmaya hakkım olduğunu düşünüyorum.
Aklımdaki soru şu; güzellik tekillikte var olabilir mi?
Başlı başına var olmak, akıl almaz bir olgudur. Bu olgunun varlığıyla ancak diğer şeyler "şey" olabilir, anlam kazanabilir zaten. Bunu tam olarak ne demek onu açıklamaya çalışacağım. Ancak aynı zamanda, her şeyin başı olan "var olmak" , başlı başına ele alındığında hiç bir soruyu cevaplayamaz. En genel anlamda düşünürsek, var olmak olgusunun en büyük işlevi; bir şeyi açıklamak değil; açıklanamayan potansiyel gerçeklerin neler olabileceğini öngörmektir bana sorarsanız. Büyük patlamanın ilk anında evren vardı, ama o ilk anda sadece bir noktaydı. Milyarlarca yılın sonunda da evrenin boyutlarını hayal etmek de çok güç diyebiliriz sanırım. Ama akıl almaz büyüklükte olduğunu düşündüğümüz evren, o ilk andaki nokta büyüklüğündeki evrenden "daha çok vardı" gibi bir şey söyleyemeyiz değil mi? İkisi de o an, kendilerine çizilen yol kadar "var olmak" eylemini gerçekleştiriyordu. Aradaki tek fark; varlıkla beraber oluşan zaman; bir anda çok fazla açıklanamayan potansiyel gerçekler öngörmüştü. Var olmak, beraberinde zorunlu olarak zamanı, zaman da potansiyel "şeyleri" öngördü, doğurdu. Şimdi evrenin ne ya da neden olduğu konusuna girmiyorum; çünkü o çok ama çok başka bir konu. Asıl anlatmak istediğim şey şu ki; varlığın doğum şartı tekilliktir; ancak tanımlanıp anlam kazanmak için çoğulluğa çaresizce ihtiyaç duyar. Bir efendinin; efendi olduğunun anlaşılması için en azından bir köleye ihtiyaç duyması gibi. Hatta bazen, kölenin kendisinin köle; efendinin de efendi olduğunu bilmeleri yetmez, dışarıdan üçüncü bir kişinin bunu anlayıp meşrulaştırması da gerekir. Öğretmen, öğrenciyi övdüğü anda; öğrencinin ilk hissettiği şey gurur ya da sevinç değil; aynı şeyi ailesinin de duymasına hissettiği ihtiyaçtır çoğu zaman, yani gerçekliğin tanımlı ve geçerli olmasının yanında, başka bir bilincin bunu onaylamasını ister.
Burada ikinci adım olarak, varlığın çoğulluğunu da, bir yerde benzerler arası çoğulluğa indirgememiz gerek diye düşünüyorum. Dar anlamda bakarsak, 3 rakamı ile bir elmayı kısayladığımızda; iyi ve kötünün ya da güzel ve çirkinin ne olduğu tahlilini pratik işlevsellik bakımından sağlıklı bir şekilde yapamayız. Teoride, soyut çıkarımlar yapmak adına belki 5 ya da 3 rakamlarından hangisinin daha "güzel" olduğunu bile tartışabiliriz belki; hatta felsefenin ya da düşünmenin bir sınırı olmadığı için elma ile 3 rakamını herhangi bir anlamda kıyaslayan birini de yadırgamaya hakkımız da yok aslında. Ancak, pratikte bir düşünce ya da çıkarım elde etmek istiyorsak bize fikir verecek olguları o çerçevede sınırlamamız gerekir bazen. Çünkü felsefe ve düşünce sonsuzdur , fizikte iki elektronun aynı anda aynı yeri kaplayamayacağı gibi; farklı olguların sistematiği aynı yere yazılamaz, daha doğrusu bence yazılmamalıdır.
Soruma dönersek; güzellik tekillikte var olabilir mi demiştim. Yani tek bir "şey" varsa, tek gerçek oysa, ya da az önce dediğim gibi o şeyin bir benzeri olmadığı için onunla kıyaslanıp somut kaygılar güden çıkarımlar yapılamıyorsa; o şey gerçekten bi anlam ifade eder mi?
Tüm evrenin boş bir odadan ibaret olduğunu düşünürsek ve odada sizin kıstaslarınıza göre çok güzel bir vazo, heykel, portre ya da herhangi bir şey varsa; bu şey de o evrendeki tek nesne ise, o nesne o evrende güzel, çirkin, büyük, küçük, iyi veya kötü olabilir mi? Hayır, sadece "var" olabilir. O evrenin içinde maddesel olarak hangi formda olduğu fark etmeksizin yer kaplayan bir şeydir o sadece. Hatta o nesnenin evrenin içinde yer kaplayan bir "şey" mi, yoksa evrenin varlığdan dolayı zorunlu olarak var olan, evrenin ta kendisinden bir parça mı olduğu da tartışılabilir. Bu gibi konularda panteizm ve panenteizm (tasavvufta vahdet-i vücud ve vahdet-i şühud kavramları bunlara karşılık gelir) görüşlerinin bir sürü açıklaması olduğunu biliyoruz. Ancak benim derdim evrenin ne olduğu değil, evrende karşımıza çıkabilecek şeyleri tanımlama referansları. O odadaki vazo evrenin ta kendisi, ya da evrenin içinde var olmuş veya var edilmiş bir şey olabilir, bu benim umrumda değil. Benim derdim, bir şekilde varlığını kabul ettiğim vazonun aslında tam olarak ne olduğu. Çünkü hayatmızda varlıkların kaynaklarını değil, benzerlerine göre konumlarını düşünüp değerlendiriyoruz; duygularımızı ve düşüncelerimizi da bilinçli ya da bilinçsiz olarak buna göre şekillendiriyoruz. İşte bu da, gerçekliği bilinci ile sınırlı olan insan için hayatın kendisi oluyor bir yerde, ve aslında bu hususta önemli tek bir gerçek olduğunu gösteriyor bu: Varlıklara ancak yanlarındakilerin de varlığıyla anlam atfedebiliriz; bu da hayata dair her şeyi etkileyen, sürekli devam eden bir sürece kaçınılmaz olarak dönüşür; bu sürecin içinde olmak; bilinci tanımlar, bilinçli olmak olgusunu açıklar. Bilinç ise benzerleri ile var olan şeylerin her türlü mahiyetinin; insan ya da bir canlı tarafından algılanıp değerlendirilmesidir.
Burada kendiliğinden başka bir soruya da cevap verebiliyoruz. Eğer her şeyin üstünde bir yaratıcı varsa, tanımının gerektirdiği üzere onunla kıyaslanacak bir benzeri yoktur. Bu yüzden tanrı iyi midir, kötü müdür, adil midir gibi sorular da aslında "3 rakamı karpuzdan üstün müdür" sorusu kadar anlamsızdır. Eğer tanrı varsa ne iyidir ne kötüdür, sadece "var" dır. Buna göre; zorunlu olarak insan bilinci sınırları içinde kalmış, tanrıyı tanımlama kaygısı ile sorulan hiç bir soru pratikte anlam ifade etmez, haliyle bu sorulara verilen cevaplar da ancak keyfi birer fikir niteliğinde olabilir.
İyilik, kötülük, güzellik, çirkinlik gibi kavramlar ancak benzerlerinin varlığıyla anlam bularak hayat dediğimiz şeyin bir parçası olur. Varlığı kabul edildiği taktirde, doğası gereği benzeri olmayan tanrı ise ancak "var" olabilir. Onun niteliklerini tanımlamaya bana göre ihtihaç da yoktur.. Tanrının var olduğu ya da olmadığı gerçeği, ve bunun her türlü sonucu ise; en azından hayattayken belki de asla öğrenemeyeceğimiz tek şeydir.