Uzun zamandır,baya uzun zamandır yazmıyordum. Bu ihtiyacım bir şekilde kayboldu belki,belki de bir şekilde giderdim bunu. Ya da sadece canım istemiyordu. Ne olduysa,bayadır yazmıyordum.
Genelde bilgilendirici ya da bir şeylere kendi yorumumu kattığım yazılar yazıyordum. Bu yazıyı ise sadece içimden geldiği için yazıyorum. Ne yazacağım hakkında şu an bu tuşlara basarken bile çok bir fikrimin olmadığı gerçeğiyle okursanız bu yazıyı;belki de benimle aynı anda bu düşünce evrelerini tecrübe edebilirsiniz. Sonuçta sonunu bilmediğiniz bir filmin aslında sonu zaten gelmemiştir. Bu yazının da sonu daha gelmedi. Hatta tam da içinde bulunduğun an oluşuyor bu yazı.
Sanırım biraz uzun ve fazla benzetmeli bir giriş oldu. Neyse. Giriş gelime veya sonuç olmayacak bu yazıda. Hatta anlatımda atlamalar ve kopukluklar olabilir. Şimdiden söylüyorum. Çünkü sadece yazıyorum. İçimden ne gelirse.
Bazen etrafında bir sürü insan olmasına rağmen yalnız hisseder insan. Hatta onu sevdiğine emin olduğu bir çok insan varsa bile gerçekleşebilir bu. Ben genelde ne mutsuz,ne de çok mutlu biriyim. Uzun süreli ve çok ağır depresyonlar yaşamadım. Ama çok mutlu diye tabir ettiğimiz zamanlardan da çok nasibimi aldığım söylenemez. Etrafımdaki kişilerin bazen beni mutsuz biri olarak tanımlamasına rağmen çoğu zaman çok küçük şeylerden mutlu olmaya çalışırım aslında. Zaten sınıfta dersin ortasında espiri yapıp herkesi güldüren ve hocadan azar yiyen çocuk hep bendim bu zamana kadar. İçimde bir mutluluk olmasa nasıl güldürecektim ki insanları.
Üretmek... Bir insanın gerçekten var olabilmesi için en büyük şartlardan biri. Bir müzik dinlediğinde,güzel bir film izlediğinde bunlarda kendinden bir şey bulmak ne kadar güzelse;tamamen kendinden bir şeyler katarak bir film,müzik,yazı,resim ya da herhangi bir şey üretmek insanın yapabileceği en güzel şeylerden biridir bana göre. Sadece tüketmek,satın almak ve hazırda yapılmış şeyleri kullanarak yaşamak kabul edilemez geliyor bana.
Galiba iki sene önceydi. Bilgisayar-televizyon başında sabahladığım yaz akşamlarından birinde;televizyonda iğrenç düzeyde kalitesiz,insanları daha da aptallaştırmak için çekilen şu reality showlardan birine denk geldim. O an nedenini bilmediğim düzeyde fazla sinirlendim ve o gece bu blogu yazmaya başladım. Bu tip programlara taşlama niteliğinde bir yazı olacaktı ama sonradan kafam başka yerlere gitti. Başka bir yazı yazdım. Ama bir yazı yazdım. O iğrenç programı görmem en sonunda bu bloga başlamamı sağladı. O gece somut bir şekilde;bir yönden "üretmek" eylemine başladım.
Bu arada size bir şarkı tavsiye edeyim,Nick Cave-O'Children
Her zaman dünyanın farklı yerlerine gitmek,yeni yerler görmek ve dünyanın başka yerlerinde yaşayan insanları,kültürleri tanımak istemişimdir. Bunları düşünmek,bana hiç bilmediğim bir şekilde ilham verir hep. Hayalini kurduğum yerin bir resmini görmek mesela;bir an gelir o resim benim en büyük ilham kaynağım olur. Özellikle müzikler. Bir yere gitmenin en hızlı yolu,en harika yolu müzik dinlemektir bence. Yalnızsan artık değilsindir,mutsuzsan bile o mutsuzluktan bir sürü anlam çıkarabilirsin,en önemlisi;özgürsündür müzik dinlerken.
Kısa tutacağım yazıyı ama bir şeyler daha söyleyeyim.
İnsanların babalarıyla olan ilişkileri garip bir şekilde ilgimi çeker. Bazılarının arası kötü değil ama soğuktur,bazıları arkadaş gibidir,kötü olan da vardır. Kendim için konuşursam hiç bir tanıma uyduramadığım bir ilişki var aramızda. Kötü değil,arkadaş gibi de değil,hala anlayamadığım bir ilişki. Mesela genelde arkadaşlarım babalarıyla rakı masasına oturur,kız muhabbeti yapabilir,böyle arkadaş gibi takılır. Benimki benle rakı masasına bırak okey masasına bile oturmadı daha yanlış hatırlamıyorsam. Kötü bir şey gibi söylemiyorum ya da sitem etmiyorum yanlış anlaşılmasın. Babamın gözünde bazı konularda 25 yaşında,bazı konularda ise 12 yaşında olduğumu düşünüyorum. Öte yandan çok da arkadaş ilişkisi kurma yanlısı değil. Tam olarak nasıl düşündüğünü de bildiğim söylenemez. Daha bu konu hakkında çözemediğim çok şey var. Babalarda,özellikle erkek çocukların büyümesine alışamama gibi bir durum var galiba ben bazı şeyleri buna bağlıyorum kendimce. Ama hepsi bir yana;babam süt beyazdır gökyüzü de yeşildir dese inanırım. Genelde küçükken çocuklar her şeyin doğrusunu babalarının bildiğine inanırlar ama büyüdükçe bu düşünce zayıflar. Ben büyüdükçe,yaşadıkça ve tecrübe kazandıkça bu düşüncem daha da kuvvetlendi. Bir konu hakkımda babama danıştığımda onun fikrini genelde beğenmem. Ama ona uyarım;çok sefer uymadığım da oldu,ama uyduğum zaman en sonunda doğru kararı verdiğimi gördüm hep. Ah bir de günde iki paket sigara içmese de benim de babama danışabilmek için daha fazla zamanım olsa...
Buraya babamı yazsam başlı başına bir yazı yazmak zorunda kalırım hatta o da yetmeyebilir. O yüzden burada kesiyorum.
Kalın sağlıcakla.